KPSS HUKUK – Medeni Hukuk Ders Notları

reklam

Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri
Hukukun maddi yaptırımlarının öne çıkan başlıca çeşitlerini şu şekilde sıralamak mümkündür;
 Ceza; suç olarak tanımlanan davranışlara uygulanan yaptırım türüdür.
 İptal; hukuka aykırı işlemin yargısal bir kararla ortadan kaldırılması şeklindeki yaptırımdır.
 Tazminat; hukuka aykırı bir davranış nedeniyle zarar gören bir kimsenin bu zararın
karşılanmasına yönelik bir yaptırım çeşididir.
 Cebri İcra; Hukuki bir kurala aykırı davranan bir kişiye çiğnediği bu kuralın zorla
uygulatılmasıdır.
 Hükümsüzlük; bir hukuki işlemin kanunen geçerlilik ifade etmemesi halidir. Türleri şu
şekildedir.
Yokluk; hukuki işlemin kurucu unsurlarında eksiklik bulunmasıdır.
Butlan; İşlemin hukuken geçerliliğini sağlayacak temel motiflerinde aykırılık hakinin bulunmasıdır.
Kendi içinde alt türlere ayrılmaktadır.
Mutlak butlanda işlem hukuken yapılmıştır. Ancak kamu düzenine, ehliyete, şekle, hukuka, ahlaka,
veya kişilik haklarına aykırılık söz konusu olmuştur.
Nispi Butlanda ise tam bir geçersizlik hali bulunmayıp sadece taraflardan biri tarafından ortaya
çıkarılabilcek bir geçersizlik söz konusu olmaktadır.
Evlenme ve vasiyetname işlemlerini bir akıl hastasının yapması durumunda kendiliğinden mutlak
butlan hükümlerine tabi tutulmaz. İptal edilinceye kadar geçerli sonuçlar doğurur.
Tek Taraflı Bağlamazlık; işlemin taraflardan sadece biri için bağlayıcılık yaratıp diğeri için ise herhangi
bir bağlayıcılık yaratmamasıdır. Askıda geçersizlik olarak da bilinir.
Kurucu yenilik doğuran haklar, kişinin başkaları ile arasında yeni bir hukuki ilişkiyi başlatan hak
türüdür.
Değiştirici yenilik doğuran haklar; mevcut ve devam eden bir hukuki ilişkinin içeriğinde bir farklı
hukuki sonucun ortaya çıkması şeklinde karşımıza çıkar.
Bozucu Yenilik doğuran haklar; mevcut ve devam eden bir hukuki ilişkinin sona ermesine yol açan
nitelikteki haklardır.
Yenilik doğuran hakların özellikleri;
 Kullanılması koşula bağlanılamaz
 Zaman aşımı süreleri işlemez
 Hak düşürücü süreye tabidir
 Yetki hakkıdır
 Yardımcı haklardandır
 Kullanıldıktan sonra geri alınamaz
 Kullanıldıktan sonra ortadan kalkar
 Tek taraflı irade açıklamasıyla kullanılır.
 Dava yoluyla da kullanılabilir.


Hukukun Kaynakları
A. Yazılı ve Yazısız Kaynaklar
Yazılı Kaynaklar; Bunlar asli kaynaklardır. Çeşitleri; Anayasa, kanunlar, tüzükler, yönetmelikler, kanun
hükmünde kararnameler, bakanlar kurulu kararları, uluslararası anlaşmalar, içtihadı birleştirme
kararları, genelgeler, özelgelerdir.
Yazısız kaynaklar ise örf adet hukuku kurallarıdır. Bu kaynak hakimin başvurmak zorunda olmadığı
dilerse başvurabileceği kaynaktır.
B. Asli-Tali Kaynaklar
Hukukun uygulanması esnasında hakimin başvurmak zorunda olduğu kaynaklar asli kaynaklardır.
yazılı kaynaklar ile bunların uygulanmadığı durumlarda yazısız kaynaklar aynı zamanda bağlayıcı
kaynaklardır. Bunların yanı sıra hukukun temel ilkeleri de bağlayıcı kaynaklar arasında yer alır.
C. Bağlayıcı- Bağlayıcı Olmayan Kaynaklar
hakimin başvurmak zorunda olduğu kaynaklar bağlayıcı kaynaklardır. yazılı ve yazısız kaynaklar
bağlayıcı kaynaklar arasındadır. Bağlayıcı olmayan kaynaklar ise yardımcı kaynaklardır.


Hukukun Uygulanması
Hukukun Yer Bakımında Uygulanması; Bir devletin hukuk kurallarının uygulandığı yerler ancak o
devletin egemenliğinin bulunduğu yerler olmaktadır. Buna yerelsellik ilkesi adı verilmektedir.
Hukuk Zaman Bakımında Uygulanması
 Eski ve yeni kurallar her ikisi de genel nitelikte ise eski düzenlemenin yeni düzenleme ile
çelişen hükümleri yürürlükten kalkar.
 Eski ve yeni kurallardan her ikisi de özel nitelikte ise yine eski düzenlemenin yeni düzenleme
ile çelişen hükümleri yürürlükten kalkar.
 Eski kural genel nitelikte sonraki kural ise özel nitelikte ise bu durumda özel kanun, genel
kanunun kendisiyle çelişen hükümlerini yürürlükten kaldırır.
 Eski düzenlemenin özel nitelikte yeni düzenlemeninse genel nitelikte olması durumunda ise
kanun koyucunun amacına dikkat edilmelidir.
Kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanacak olmaları ilkesel olarak kabul
edilen bir durumdur. Buna rağmen hukukumuz bu istisnai duruma da başka istisnalar bağlamıştır;
 Eski kural kamu düzenine aykırıysa
 Eski kural genel ahlak kurallarına aykırılık içeriyorsa
 Eski kural yeni kanunun emredici hükümlerine aykırılık içermekteyse
 Eski kural döneminde hak henüz kazanılmamış bir hak niteliğindeyse
Hukukun Anlam Bakımından Uygulanması
Yorum Türleri
 Yasama yorumu
 Yürütme yorumu
 Yargısal yorum
 Bilimsel yorum
Yorum Yöntemleri
 Deyimsel yorum
 Amaçsal yorum
 Sistematik yorum
 Tarihi yorum
 Evleviyet
 Zıt kanıt yöntemi gibi yöntemlerdir.


Konuyla İlgili Hükmün Bulunmaması
Hakim sorunun çözümünde önce yazılı kaynaklara başvurmuş ve somut olaya uygulanabilecek
herhangi bir düzenleme bulunmamışsa sorunu çözmekle görevli olduğu için bu kez yazısız (örf ve Adet
hukuku kuralları) kaynaklara başvurmak zorundadır. Örf ve adet hukuku kurallarında da uygun bir
çözümün bulunmaması halinde ise (hukuk boşluğu) hakim hukuk yaratarak soruna çözüm bulur.
a. Hakimin Hukuk Yaratması
hakim hukuk boşluğunun olması durumunda öncelikle kıyasa başvurmak zorundadır. Kıyas imkanı
yoksa eğer hakim hukuk yaratarak soruna çözüm bulur;
 Hakim hukuk yaratırken genel ve soyut bir kural öngörmelidir.
 Hakimin yarattığı hukuk, onu yaratan hakimi dahi benze başka olaylarda bağlamaz.
 Hakimin yarattığı hukuk, kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düşmez.
 hakimin yarattığı hukuk üst yargı denetimine tabidir.
 Hakim hukuk yaratırken Anayasanın ve kanunların temel ilkelerine bağlı kalmak zorundadır.


Boşluk kavramı ve Türleri
Hem yazılı kaynaklarda hem yazısız kaynaklarda uygun bir düzenleme bulunmamakta ise ortaya çıkan
boşluğa “hukuk boşluğu” denir.
Kural İçi Boşluk; kanun koyucunun bilerek bir hususu düzenlememiş olması durumudur.
Atıf; Bu boşluk türünde kanunun bir maddesi, uygulama açısından hakimi kanunun başka bir
maddesine yönlendirmekte ve o maddeyle sorunun çözümü kavuşturulmasını istemektedir.
Hakimin takdir Hakkı; hakim karar verirken hukuka ve hakkaniyete göre karar vermelidir. Özellikleri
şöyledir;
 Hakim ancak yasanın müsaade ettiği durumlarda bu hakkı kullanabilir.
 Hakim takdir hakkını kullanırken hukukun temel ilkelerini bağlı kalmalıdır.
 Hakim takdir hakkımı kullanmak zorundadır. Çünkü takdir hakkını kullanmadığında ortaya bir
karar çıkmamakta, karar verdiği her durumda ise dolaylı da olsa takdir hakkımı kullanmış
olmaktadır.
 hakimin takdir hakkı üst yargı denetime tabidir.
Kural dışı boşluk; kanun koyucunun bir düzenleme yapması gerektiği halde herhangi bir düzenleme
yapmamış olduğu boşluk türleridir.
Açık boşluk- Örtülü Boşluk: Kanun koyucunun düzenleme yapmak konusunda düzenleme yapmadığı
durumdur. Hakim hukuk yaratarak çözü bulur.
Örtülü Boşluk: Burada aslında kanun koyucu bir düzenleme yapmıştır. ancak, bu düzenleme çok geniş
tutulmuş ve bu sebeple de ortaya çelişkiler çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle kanunun özü ve sözü
birbirini tutmadığı durumdur.


Dürüstlük Kuralı
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Dürüslük kuralının uygulandığı yerler;
 Hakkın kullanılmasında
 Sözleşmelerin yorumlanmasında
 Sözleşmelerin tanımlanmasında
 Sözleşmelerin tamamlanmasında
 Sözleşmelerin tahvilinde
 Sözleşmelerin kurulmasında
 Sözleşmelerin ikincil noktalarının belirlenmesinde
 Sözleşmelerin uyarlanmasında
 Borçların ifasında
 Sözleşme öncesinde tarafların görüşmelerinde dahi dürüstlük kuralı uygulanır.


İyiniyet
Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak,
durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında
bulunamaz.


İyiniyetle Hak Kazanmanın Şartları
İyiniyetle kazanmanın iki önemli kıstası bulunmaktadır;
 Kişinin iyi niyetli olması
 Eşyanın sahibinin elinden kendi iradesi ile çıkmış olmasıdır.
Sahibinin elinden isteği dışında çıkan eşyalarda, 3. kişi iyiniyetli de olsa hak kazanamaz. Bu bir kural
olarak varsayılırsa bu kuralın iki önemli istisnası ile karşılaşırız; Para ve hamiline yazılı kıymetli
evraklardır.
Eğer sahibinin elinden isteği dışında çıkan şey para veya hamiline yazılı kıymetli evraksa bunu elde
eden kişi iyi niyetli ise hakkı kazanacaktır. Bu istisnalarda eşyanın sahibinin elinden rızasıyla çıkıp
çıkmadığına bakılmaz.
Kişinin kazanma anında iyiniyetli olmaması ya da eşyanın sahibinin elinden iradesi ile çıkmamış olması
halinde 3. kişi hakkı kazanamamış olacaktır. Bu durumda eşyanın iadesi gerekir; eşyayı iade edecek
kişinin talep edeceği haklar işe şu şekildedir; İyiniyetli kişinin eşyayı, bir mağaza, dükkan, pazar, ihale,
açık arttırma vb. bir yerden alması durumunda, ödemiş olduğu bedeli geri isteyebilmektedir; Yani kişi,
iyiniyetli ise ve eşyayı bir dükkan vb. bir yerden almışsa eşyayı sahibine iade ederken bedeli ondan
geri isteyebilecektir.
Eşyanın hasarından sorumlu olma; iyiniyetli kişiler eşyayı iade ederken elinde kalanı vermekle borçtan
da kurtulmuş olurlar. Kötü niyetli ise eşyayı ellerinde kalan haliyle vererek sorumluluktan
kurtulamazlar. Eşyayı iade etmeli ve ortaya çıkan değer kaybını da karşılamaları gerekmektedir.
Eşyaya Yapılan Masrafların İstenmesi
Zorunlu masraflar, eşyanın değer kaybetmesini önleyen ya da ona değer katan niteliktedir. Faydalı
masraflar ise eşyanın değer kaybetmesini önleyen yada ona değer katan niteliktedir. Lüks masraflar
ise kişisel beğeni gereği yapılan masraflardır.
İyiniyetli kişiler iadesi söz konusu olan eşyaya masraflar yapmışlar ve bu masraflar da zorunlu veya
faydalı masraf ise eşyayı iade ederken bunların kendilerine geri ödenmesini talep edebilirler. Ancak
lüks masrafları, sökülüp alınması mümkünse söküp alabilirler. Eğer sökülemiyorsa buna ilişkin bir
talep hakları bulunmamaktadır. Şayet sökülüp alınması mümkünse karşı taraf, bu lüks masrafın
bedelini ödemeyi teklif ettiğinde iyiniyetli kişi buna rağmen söküp alamaz. Kanun bu durumda bedelin
alınması gerektiğini söylemektedir. Kötü niyetli kimseler ise yaptıkları masraflardan sadece zorunlu
nitelikte olanların iadesini talep edebilirler.
Eşyayı Alıkoyma Hakkı; İyi niyetli kimseler gerek mal iade ederken talep ettikleri satın alma bedelinin
gerekse zorunlu ve faydalı masraflarının ödenmemesi durumunda eşyayı alıkoyma hakkına sahiptir.
Kötü niyetli kişiler alıkoyma hakkına sahip değillerdir.
Eşyadan elde edilen semerelerin iadesi; iyi niyetli kişiler eşyayı iade edene kadar elde ettiği
semereleri iade etmek zorunda değildir. Ancak kötü niyetli kişiler hem elde ettikleri semereleri hem
de elde etmeyi ihmal ettikleri semereleri iade etmek zorundadırlar
Mahsup etme zorunluluğu; Yasa kötü niyetlilere mahsup etme imkanı tanımamış bu hususu iyi
niyetlilere şart koşmuştur. Buna göre iyi niyetli kişiler eşyadan hem semere elde etmişler hem de iade
ederken masraf ya da bedel talep etme imkanına sahip olmuşlarsa mahsup yapmak zorundadırlar.


Karine
Karine, doğruluğu herkesçe malum olan veya yaşamın doğal akışı gereği ispatı gerekmeyen
durumlardır. Örneğin, dışatıya çıkıldığında yerlerin ıslak olduğu görülürse yağmurun yağdığı
düşünülür. Bizzat yağmurun yağdığının görünmesine gerek yoktur. Yağmur yerlerin ıslak olmasından
anlaşılmaktadır.
A. Kanuni Karine
Adi Karine; Aksi kanıtlandığında çürütülebilen karinelerdir. Kanunda düzenlenmiş bu karinelerin en
bilinen örnekleri şunlardır;
 Babalık karinesi
 İyiniyet karinesi
 Masumiyet karinesi
 Ölüm karinesi
 Gaiplik karinesi
 Birlikte ölüm karinesi
 Resmi sicil kayıtlarının doğruluğu karinesi
Kesin karine; Aksi taraflarca kanıtlansa dahi çürütülemeyen karinelerdir. kanunda düzenlenen bu tür
karinelerin ise en güzel örnekleri;
 Analık karinesi
 Kanunların herkesçe bilindiği karinesi
 Resmi sicil kayıtlarının herkesçe bilindiği karinesi
 Yerleşim yeri karinesi
Kişiler Hukuku-Gerçek Kişiler ve Ehliyetleri
Hukuk düzeninin, kendi lehine haklar ve aleyhine de borçlar yaratabilme yetkisi tanıdığı sujelere kişi
denir. Kişiler kendi içlerinde gerçek ve tüzel kişiler olarak ayrılırlar.
Kişiliğin kazanılması; Kişilik doğumla kazanılmaktadır. Ancak burada bahsedilen doğum, tam ve sağ
doğumdur. Tam doğumdan kastedilen şey, doğumun tamamlanış olmasıdır.
Kişiliğin Sona Ermesi; normal şartlarda kişilik ölümle sonlanır. Ölüm hukukun kendisine sonuç
bağladığı bir hukuki olaydır. Bu olayla birlikte ölenin evli ise evliliği kendiliğinden sona erer. Çocukları
varsa onların üzerindeki velayet hakkı da sonlanır.


Ölüm Dışında Kişiliğin Sona Ermesi
Ölüm Karinesi; Bir kimse ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa cesedi
bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır. Ölüm karinesi mahallin en büyük mülki amirinin emri
gerekir. fakat bu karar mutlak değildir.
Hakkında ölüm karinesine hükmedilen kişinin evli olması halinde ise bu kararla birlikte evliliğin de
kendiliğinden sona ermiş kabul edildiğine dikkat etmek gerekir.
Birlikte Ölüm Karnesi; Kişinin ölüm zamanının netleştirilemediği durumda birlikte ölüm karinesine
ihtiyaç vardır. Aralarında mirasçılık ilişkisi olan bir kaç kişinin birlikte ölmesi mirasın paylaşılması
açısından sorun yaratmaktadır. Bu durumda birlikte ölümü gerçekleşen kişiler birbirlerine mirasçı
olmazlar. Burada aynı anda ölmüş kişilerin aynı olay sebebiyle ölmelerine gerek yoktur.
Gaiplik; Ölümüne muhtemel gözle bakılacak şekilde kaybolma ve cesedin bulunamamış olması hali ile
kendisinden uzun süre haber alınamamış olması halleridir.
Nitekim Medeni Kanunumuz “Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri
haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa hakları bu ölüme bağlı olanların
başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.” diyerek karar makamının mahkeme
olacağını ortaya koymuştur. Bu mahkeme, kişinin Türkiye’deki son yerleşim yeri; eğer Türkiye’de hiç
yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer mahkemesi; böyle bir kayıt da yoksa anasının veya
babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir. Ana ve babasının da sicilde kayıtlı olmaması halinde
ise Ankara, İstanbul veya İzmir’deki mahkemelerden biri yetkilendirilir. Görüldüğü gibi burada aslolan
hakkında gaiplik kararı verilecek olan kişinin ikametgâhıdır. Yoksa mirasçının yerleşim yeri ya da
mirasın bulunduğu yer değil.
Dava Açmaya Yetkili Olanlar: Bir kimse hakkında herkes gaiplik davası açamaz. Bu davanın
açılabilmesi için davacının bu ölümden bir hak kazanıyor pozisyonda olması gerekir. Bu nedenle dava
açabilecek kişiler öncelikle kişinin yasal mirasçıları sayılmalıdır. Gaipten alacaklı kişilerde dava
açabilirler.
Dava açmaya yetkili olan bir diğer kişi ise hazinedir. Şartları;
 Hakkında gaipliğine hükmedilecek kişinin en az 100 yaşında olması ya da
 Malları en az 10 yıldan beri resmi tasfiyeye tabi tutulmuşsa kişi hakkında hazine de dava
açabilir
Ölümüne muhtemel gözle bakılacak şekilde kaybolma halinde dava, bu olaydan itibaren 1 yıl
geçtikten sonra, uzun süre haber almama durumunda ise dava, kişiden en son haber alındığı tarihten
5 yıl geçtikten sonra açılabilir.


Gaiplik Kararının Verilmesindeki Usul
Bu kararın verilebilmesi için mahkemenin en az 2 ilan yapmış alınası gerekir. Böylelikle mahkeme kişi
hakkında gerekli bilgiyi toplayarak gerçek durumun tespitini sağlayacaktır. Gaipliğine karar verilecek
kişi, ilan süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit
edilirse gaiplik istemi düşer.
İlk ilan verildikten sonra mahkeme en az 6 ay beklemek zorundadır. Bu süre gaipliğine karar verilecek
kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre çağırmış
olmakla ilgilidir. Bu sürede de herhangi bir bilgi veya başvuru olmazsa artık mahkeme ikinci ilam da
verir. Mahkemenin ilanla ilgili bir sayı sınırı bulunmamaktadır. Yani istenirse ikiden çok ilan da
yapılabilir. Ancak kararın verilebilmesi için iki ilan şarttır. İlk iki ilan arasında ise en az 6 ay süre
bulunması kararın bu 6 aylık ilan süresi geçmeden verilemeyeceği sonucunu ortaya çıkartmaktadır.
Yani gaiplik kararının verilebilmesi için ilandan sonra en az bir 6 ay daha geçmiş almalıdır.


Gaiplik Kararını Hukuki Sonuçları
Bu kararla mirasçıların miras alabilmeleri kural olarak teminat göstermeleri şartına bağlanmıştır.
Gösterilecek bu teminat sonsuza kadar gaibin çıkıp gelmesini beklemez. Belirli bir sürenin geçmesiyle
birlikte mirasçı tarafından geri alınabilirler. İşte bu süre de gaiplik kararının verilmesini gerektiren
sebebe göre farklılık arzetmektedir. Nitekim;
 Muhtemel ölüm tehlikesi içinde kaybolma hallerinde teminatın bağlı kalacağı süre 5 yıl,
 Uzun süre haber alınamama hallerinde ise 15 yıldır.
Bu sürelerin başlangıcı ise ilk halde terekenin mirasçılara tesliminden itibaren başlarken, uzun süre
haber almamama hallerinde son haber tarihinden itibaren başlayacaktır.
Gaiplik kararı, kişinin evli olması halinde evliliğinin de kendiliğinden sona ermesine yol açmaz Yani sağ
kalan eş, boşanma veya evliliğin iptali yoluna başvurmadığı sürece gaibin evliliği devam ediyor
demektir.


Gaip ya da Üstün Haklı Mirasçının Gelmesi
Gaibin Çıkıp Gelmesi: Karar verildikten sonra gaip çıkıp gelirse gaiplik kararını çürüterek eski hukuki
konumuna kavuşabilir. Eğer mirasçıların elinde miras olarak kalan mallar duruyor ise bunlar gaibe
iade edilir. İyiniyet ve kötü niyetin iadedeki etkileri burada da geçerli olacaktır. Gaip geldiğinde miras
olarak geçen mallar mirasçılarda bulunmuyorsa ve eğer teminat süreleri geçmemişse gaip, teminat
olarak gösterilen değerleri alır. Şayet teminat süreleri de geçmiş ve teminatlar da geri alınmışsa bu
durumda iyiniyetli mirasçıların iade etmeleri gereken bir şey yoktur. Çünkü onlar ellerinde kalanı
vermekle sorumluluktan kurtulabilmektedirler. Ellerinde hiçbir şey kalmadığına göre iade etmeleri
gereken bir şey de yoktur. Ancak mirasçılar kötü niyetli iseler onların sorumluluğu devam edecektir.
Yani gaibin zararını karşılamakla yükümlü olacaklardır.
Üstün Haklı Mirasçının Çıkıp Gelmesi: Kararın verilmesinden sonra çıkıp gelen mevcut mirasçılara
göre önceliği olan bir mirasçı olabilir. Örneğin kararla birlikte mirasa hak kazanmış olanlar sadece
gaibin kuzenleri iken sonradan gaibin evlilik dışı çocuğu olduğunu söyleyen biri çıkıp gelebilir. İşte bu
nedenle üstün haklı mirasçının diğer mirasçılardan hak talep etmesi mümkün olacaktır ancak kanun
koyucu bu durumda birtakım süre sınırlamaları koymuştur. Buna göre üstün haklı mirasçıların
iyiniyetli mirasçılara karşı 1-10 yıl, kötünüyetli mirasçılara karşı ise 1-20 yıl içinde talepte bulunması
gerekmektedir. Bir yıllık süre mirasçının üstün hakkı olduğunu öğrenmesiyle başlar.


Gerçek Kişilerin Ehliyetleri
A. Hak Ehliyeti; kişilerin haklara ve borçlara sahip olma ehliyetidir. Bu ehliyet genellik ve eşitlik
ilkesine tabidir. Hak ehliyeti pasif bir ehliyet türüdür.
B. Fiil Ehliyeti; Kişilerin kendi lehine ve aleyhlerine de borçlar yaratabilme ehliyetidir. Aktif karakterli
bir ehliyettir. Kişinin doğmuş olması bu ehliyete sahip olmasına yetmemektedir. Fiil ehliyetinin
kazanılması için üç şart vardır;
 Ergin olmak
 Sezgin olmak
 Kısıtlı olmamak
Ergin olmak; Hukukumuz ergin olmayı 18 yaşının tamamlanması olarak düzenlemiştir. Bunun
istisnaları bulunmaktadır;
Evlenme Rüştü; Evlenme kişiyi reşit kılmaktadır. 17 yaşını bitiren kadın ve erkekler evlenebilir fakat bu
işlemi ehliyetleri gereği tek başlarına yapamazlar. Kanuni temsilcilerinde onay vermesi gerekir. bazı
olağan üstü durumlarda ise evlenme yaşı 16’ya inebilmektedir. Bunun için mahkemenin olağanüstü
bir durumun varlığının belirlenmesi gerekir.
Yargısal (Kazai) Rüşt: Bazı hallerde kişinin mahkeme kararıyla da reşit olması mümkündür. Ancak
bunun için kanunun aradığı bir takım koşulların sağlanmış olması gerekmektedir. Bu koşullar;
 Küçüğün en az 15 yaşını tamamlamış olması gerekmektedir.
 Küçüğün menfaatinin bulunması
 Küçüğün reşit olmayı talep etmiş olması
 Küçüğün velisi varsa velisinin rızasının olması
 Küçüğün vasisi varsa vesayet makamı olarak kabul edilen Sulh Hukuk Mahkemesi ile denetim
makamı olarak kabul edilen Asliye Hukuk Mahkemelerinin de izni gerekir.


Sezgin Olmak
Kişinin beyinsel açıdan belli bir olgunluğa erişmesi anlamına gelmektedir. Ayrım yeteneğini ortadan
kaldıran nedenler;
 Akıl hastalığı
 Akıl zayıflığı
 Sarhoşluk
 Yaş küçüklüğü


Kısıtlı Olmamak
Fiil ehliyetinin olumsuz şartıdır. Kişinin mahkeme kararıyla bazı işlemlerin kendi kararıyla
yapamamaları anlamına gelir. Genel kısıtlama nedenleri;
 Akıl hastalığı
 Akıl zayıflığı
 Alkol veya uyuştucu madde bağımlılığı
 Kötü idare
 Kötü hal
 savurganlık
 Bir yıl veya daha uzun süreyle hürriyeti bağlayıcı cezayla cezalandırılmış olmak kısıtlanma
sebepleridir.
Özel Kısıtlanma Nedenleri ise;
 Yaşlılık
 Engellilik
 Ağır hastalık
 Deneyimsizlik


Fiil Ehliyetine Göre Kişilerin Sınırlandırılması

  1. Tam Ehliyetliler; Fiil ehliyetinin 3 şartına da sahiptirler. her tür sözleşmeyi tek başlarına yapabilirler.
  2. Sınırlı Ehliyetliler; Bu gruba giren kişiler de fiil ehliyetinin üç şartına sahiptirler. Ancak ehliyetleri
    yasa tarafından sınırlanmıştır.
    a. Evli Kişiler; Evli kişiler aşağıda belirtilen istisnai nitelikteki bazı işlemleri tek başlarına yapamazlar.
    Bunlar;
     Aile konutu üzerinde tasarrufta bulunma
     Kefil olma
     Evlat edinme
     Birbirleriyle paylı malik olmaları halinde pay devrinde bulunma
    b. Kendilerine Yasal danışmanlar Atananlar; bu kişilerin tek başlarına yapamayacakları kabul edilen
    işlemler şunlardır;
     Dava açma
     Sulh olma
     Kefil olma
     Bağışlama
     Ödünç alıp verme
     Ana parayı alma
     Kambiyo taahhüdünde bulunma
     Kıymetli evrak alım satımı ve rehnedilmesi
     Olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri
     Taşınmaz alım satımı
     Taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulması
    Sınırlı Ehliyetsizler
    Bu grup ayırt etme gücü bulunmayan küçük ve kısıtlılardan oluşmaktadır. Yapamayacakları işler;
     Önemli bağışlamalar içeren işlemler
     Kefil olmalarına yol açacak işlemler
     Rekabet yasağı anlaşmaları
     Vakıf kurma işlemleri
    Sınırlı ehliyetsizler şayet 15 yaşını tamamlamışlarsa ölüme bağlı tasarrufla vakıf kurabilirler.
    Tek başlarına yapabilecekleri işlemler; Kendilerini borç altına sokmayan işlemleri yapabileceklerdir.
    Bu işlemler;
     Karşılıksız olma şartıyla bağış alma
     Alacaklı sıfatıyla kefalet sözleşmesi yapma
     Temsilci olma
     Bir meslek veya sanatın yapılması için izin verilmişse o meslek veya sanatla ilgili işleri yapma
     Başka bir şehirde okumaları için izin verilmişse o şehirde yaşamaları için gerekli olan işlemleri
    yapma
     Kendi kazançları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma
     İdaresi kendilerine bırakılan mallar üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma
     Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanma
    Evlenme, adın değiştirilmesi, tanıma, evlatlık alınmayı kabul etme, miras sözleşmesi yapma gibi kişiye
    sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılmasında yasal temsilcinin izni gerekmektedir.
    Tam Ehliyetsizler
    Fiil ehliyetinin şartları arasındaki ayırt etme yeteneğine sahip olmayanların oluşturduğu gruptur.
    Yaptıkları hiç bir işlem sonuç doğurmaz. Tam ehliyetsizlerin yaptıkları işlemler kanuni temsilcileri
    tarafından onaylansa bile geçerliliği yoktur.
    Tam ehliyetsizler kural olarak yaptıkları hukuki işlem ve fiillerden sorumlu değillerdir. İstisnaları;
     Kusursuz sorumluluk hallerinden
     Hakkaniyet gerektiren hallerden
     Sebepsiz zenginleşme hallerinde iadeden sorumludurlar.
    Hısımlık
    Hısımlık kişilerin birbirleriyle olan hukuki bağıdır ve bu bağ ya kan bağıyla ya sözleşme ya da
    mahkeme kararıyla kurulabilir.
    A. Kan Hısımlığı
    Altsoy-Üstsoy Hısımlığı; Biri diğerinden gelen kişiler arasında söz konusu olan hısımlıktır.Kişinin kendi
    çocukları ve çocuklarının çocukları o kişinin alt soyudur. Anne- babayla olan hısımlıkta üst soy
    hısımlığıdır.
    Yansoy hısımlığı; Kardeşler, hala, amca, teyze, dayı ve bunların çocukları arasında oluşan hısımlıktır.
    Hısımlığın derecesi hesaplanırken doğum sayısı göz önüne alınmalıdır.
    B.Akdi Sözleşme
    Evlenme sözleşmeyle kurulan bir hısımlıktır. Burada hısımlık evlenen eşlerden birisiyle diğerinin
    akrabaları arasında kurulmuş olur. Bu hısımlıkta da derecelendirme söz konusudur. Bir kişi bizim için
    kaçıncı dereceden kan hısmımızsa eşimiz için de aynı dereceden kayın hısımdır. Evlilik bitmesi
    durumunda diğer eşin alt soy ve üst soyuyla hısımlık devam etmektedir.
    C. Mahkeme kararıyla Doğan Hısımlık
    Bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması
    koşuluna bağlıdır.Evlat edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin diğer
    çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi gerekir.
    Tek Başına veya Birlikte Edinme
    Evli olmayan kişi 30 yaşını doldurmuşsa evlat edinebilir. Evli kişiler ise birlikte evlat edinebilirler.
    Eşlerin en az beş yıldan biri evli olmaları veya 30 yaşını tamamlamaları gerekmektedir. Eşlerden biri,
    en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin
    çocuğunu evlat edinebilir.
    Küçüğün Rızası ve Yaşı
    Evlat edinilenin, evlat edinenden en az 18 yaş küçük olması gerekir. Evlat edinen ana ve babasının
    rızasını gerektirir. Eğer evlatlık küçük değilse ana baba rızası aranmayacaktır. Vesayet altındaki
    küçüklerin ise ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlat
    edinilmesi mümkündür.
    Evlat edinmenin Hükümleri
    Evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur. Ancak evlat edinen evlatlık alınana mirasçı olmaz. Buna tek
    yönlü mirasçılık adı verilmektedir. Evlatlık evlat edinilince biyolojik anne babasından yani kendi kan
    hısımlarından mirasçı olmaya da devam eder.
    Evlatlık küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Ergin olan evlatlık, evlat edinilme sırasında dilerse evlat
    edinenin soyadını alır.
    Tüzel Kişiler
    İnsanlar dışında hukuken kişilik bahşedilen varlıklara tüzel kişi denir.
    Tüzel Kişilerin Ehliyeti
    a. Hak Ehliyeti; Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar
    dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Tüzel kişiliği kazanma biçimleri;
    Serbest Kuruluş Sistemi: Bu sisteme göre tüzel kişiler kurulmak için herhangi bir makamdan izin
    almaksızın ve ayrıca yine herhangi bir sicile de tescil edilmeksizin kurulurlar. Bu sistemin uygulandığı
    tüzel kişilerin başında dernekler, siyasi partiler ve sendikalar gelmektedir.
    İzin sistemi; Kurulmak için yetkili kılınmış bir makamdan izin alınmasının şart kılındığı sistemdir.
    Tescil Sistemi; Tüzel kişiliğin kazanılmasının kanunda belirtilen sicile tescille kazanıldığı sistemdir. Bu
    sisteme örnek olarak ise vakıflar ve şirketler verilebilir.
    İzin + Tescil Sistemi; Bazı anonim şirketlerin örnek olarak gösterilebilir. Kayıtlı sermaye sistemin
    benimsemiş halka kapalı Anonim şirketlerin kurulmasında bakanlıktan izin alınması hala zorunludur.
    b. Fiil Ehliyeti; Tüzel kişiler kanunen zorunlu görünen organlarını oluşturduklarında fiil ehliyetini
    kazanmış sayılmaktadır.
    Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi
    Tüzel kişiler yetkili organların alacakları bir kararla sona erebilir. Tüzel kişiliğin yasada belirtilen
    sebeplerden herhangi birinin varlığı halinde mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Bİr tür
    cezalandırma olarak kabul edilen bu karar şu yasal gerekçelere dayandırılmaktadır;
     Amacın hukuka veya ahlaka aykırı hale gelmesi
     Kanunun emredici hükümlerine aykırılık
     Suç odağı haline gelme
     Alacaklıların kapatılma için mahkemeye başvurmuş olmaları
    Kendiliğinden sona erme; Kanunda belirtilen durumlardan birinin gerçekleşmiş olması tüzel kişiliğin
    kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu sebeplerin başlıcaları;
     Amacın gerçekleşmesi
     Amacın imkansızlaşması
     Sürenin sona ermesi
     Acz hali
     İlk genel kurul toplantısının Üst üste yapılamamış olması
     Sermayenin 2/3’ünün kaybına rağmen kalanla devam etmek veya eksilen kısmı tamamlamak
    konussunda herhangi bir kararın alınmamış olmasıdır.
    Tüzel kişiliğin mal varlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da
    yetkili organı başka türlü karar vermedikçe en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşana geçer
    Dernekler
    Dernekler en az yedi gerçek veya tüzel kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı
    gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel
    kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.
    Derneklerin Kuruluşu; Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim
    yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. teslim edilen
    belgeler en büyük mülki amir tarafından 60 gün içinde dosya üzerinden incelenir. Eksiklik olması
    durumunda, eksiklerin tamamlanması kuruculardan istenir. 30 gün içinde belirtilen noksanlık
    tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse en büyük mülki amir, yetkili asliye hukuk
    mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir.
    Dernek tüzüğü, derneğe yapılan yazılı bildirimden başlayarak 15 içinde yerel bir gazete ile ilan edilir.
    Dernekler bildirim ardından 6 ay içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını
    oluşturmakla yükümlüdürler.
    Dernek kurucuları tüzel kişi olmalarının yanı sıra tüzel kişi olmaları da mümkündür. Gerçek kişi olan
    yöneticilerin fiil ehliyetine sahip olmaları gerekir. yani 18 yaşını bitirmiş olmaları değil fiil ehliyetine
    sahip olmaları gerekir. 18 yaşından büyük olanlar ise çocuk derneklerinde kurucu veya üye olmaları
    yasaktır.
    Vakıflar derneklerden farklı olarak birden çok amaç için kurulabilir.
    Bir derneğin kamu yararına dernek statüsüne kavuşabilmesi kendiliğinden gerçekleşecek bir husus
    değildir. Bunun için ilgili bakanlıklar ile maliye bakanlığının görüşü alınır.
    Derneklere üyelik zorunludur. Vakıflardan ayıran temel özelliklerden birisidir. tüzel kişilerin
    derneklere üye olması mümkündür.
    Dernek Organları
    Genel kurul, derneğin en yetkili karar organıdır. genel kurul toplantıları genellikle, tüzükte belirtilen
    zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine yapılır. Olağan genel kurul toplantıları 3 yılda bir
    yapılması zorunludur. Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya
    dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya
    da çağrılabilir. Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa üyelerden birinin başvurusu
    üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirilir.
    Toplantı ve Karar Yeter Sayısı
    Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi
    hallerinde 3/2’si katılımıyla toplanır. Çoğunluğun sağlanmaması sebebiyle toplantının ertelenmesi
    durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve
    denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olmaz.
    Genel Kurulun Görev ve Yetkileri
    Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir. Dernek organlarını seçer ve
    derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür. Derneğin diğer organlarını denetler ve onları
    haklı sebeplerle her zaman görevden alabilir.
    Kararların İptali
    Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına
    katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye
    kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde
    mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir.
    Yönetim Kurulu
    Yönetim kurul, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda
    üyeden oluşur. Yönetim kurulu üye sayısı, boşalmalar sebebiyle üye tam sayısının yarısının altına
    düşerse genel kurul üyeleri veya denetim kurulu tarafından bir ay içinde toplantıya çağırır.
    Görevleri, derneğin yürütme ve temsil organıdır, bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne uygun
    olarak yerine getirir.
    Denetim Kurulu
    Üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.
    Denetim kurulu denetleme görevini dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre yapar.
    Vakıflar
    vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülenmeleriyle
    oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Vakıflara üyelik mümkündür, fakat zorunlu değildir.
    vakıf kurma resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri Asliye Hukuk
    Mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.
    Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka
    organları da gösterebilir. Mahkeme denetim makamının başvurusu üzerine yöneticileri görevden
    alabilir veya yerlerine yenilerini de seçebilir. Vakfın denetimi vakıflar genel müdürlüğü tarafından
    yapılır.
    Amacın gerçekleşmesi olanaksız hale geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf
    kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.
    Aile Hukuku
    En dar anlamıyla ana-baba ve çocuklardan oluşan aile, toplumun temel taşı olarak kabul edilmiştir.
    Nitekim, 1982 anayasasında da Türk toplumunun temeli olduğuna ve eşler arasında eşitliğe
    dayandığına yer verilmiştir. Aile hukuku ilkeleri;
     sınırlı sayıda ilişki tiplerinden oluşur.
     Emredici kurallardan oluşur
     Çocuk ve zayıfların korunması esas alınmıştır.
     İşlemler şekle tabi kılınmıştır.
     Devletin müdahale ilkesine yer verilmiştir.
     Eşler arasında eşitlik ilkesi benimsenmiştir.
    A. Nişanlanma
    Nişanlanma, evlenme vaadiyle oluşmaktadır. Nişanlanma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Ancak sınırlı
    ehliyetsizler bu işlemi tek başına yapamazlar. Nişanlanma iradesinin 3. bir kişi aracılığıyla açıklanması
    mümkünken evlenme iradesinin açıklanmasında bu asla geçerli hukuki sonuçlar doğurmaz.
    Nişanlanma ehliyeti; Tam ehliyetliler ile sınırlı ehliyetliler kendi başlarına evlenmelerinde yasal bir
    engel bulunmamaktadır. Ancak sınırlı ehliyetsizler yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça bir nişanlanma
    sözlemesi yapamazlar.
    Nişanlanma yasakları; nişanlanma evlenme amacıyla yapılmaktadır. bu nedenle evleviyet gereği
    evlenmenin önündeki yasal engeller nişanlanma için de geçerli olacaktır. Buna göre nişanlanmanın
    önünde yasal engeller nişanlanma için de geçerli olacaktır. Üç temel engel vardır;
     mevcut evlilik
     Yakın hısımlık
     Evlenmeye engel derecede akıl hastalığının bulunmasıdır.
    Nişanlılığın Sona Ermesi ve Hükümleri
    Nişanlılık sona erince tarafların birbirlerinden talep edebilecekleri hakları ortaya çıkar. Bunları iki alt
    başlıkta toplarsak bunlar; hediyelerin iadesi ve zararların tazminidir.
    Evlenme
    Evlenme bir sözleşmedir. farklı cinsiyete mensup iki kişinin sürekli olarak hayatlarını birleştirmek
    arzusuyla kurudukları bir ortaklıktır.
    Evlenme ehliyeti; Tam ve sınırlı ehliyetli kişiler tek başlarına evlenebilirler. sınırlı ehliyetsiz kişilerden
    yaşı küçük mümeyyizlerin evlenebilmeleri için en az 17 yaşını tamamlamış olmaları ve ayrıca kanuni
    temsilcilerinin de izinlerinin olması gerekir.
    Tam ehliyetsizlerin ise evlenmeleri yasal temsilcilerin izniyle dahi mümkün olmaz. Buna rağmen
    evlenme işlemi gerçekleşmişse iptal edilinceye kadar geçerli sonuçlar doğurur.
    Evlenme Şekli; Evlenme sözleşmesinin evlenmeden önceki şartları şöyle sıralanmaktadır;
     Taraflar öncelikle evlendirme memuruna başvurmalıdır. Bu başvuru belgelerinin sunulması
    açısından birlikte yapılmalıdır.
     Tarafların evlenmelerinin önünde bir engel olup olmadığı incelenmelidir.
     taraflar ayrıca sağlık raporu da alarak sunmalıdır.
    Evlenme sırasında aranan şartlar ise tarafların hazır bulunması, en az iki şahidin varlığı ve evlenmek
    konusundaki iradelerin evlendirme memuruna sözle açıklanmasından ibarettir.
    Evlenme engelleri;
     Yakın hısımlık
     Mevcut evlilik
     Evlenmeye engel derecede akıl hastalığı
    Nispi Evlenme Engelleri;
     İddet müddeti
     Bulaşıcı hastalıklar
    Yoklukla Geçersiz olan evlenmeler;
     Aynı cinsteki kişilerin evlenmiş olması
     Evlenmenin resmi memur huzurunda yapılmamış olması
     Taraflardan birinin irade açıklamasına karşın diğerinin irade açıklamasında bulunmaması
    Mutlak Butlanla Geçersiz Evlenmeler
     Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması
     Eşlerden birinin evlenme sırasında süreli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması
     Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hatalığı bulunması
     Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması
    Nisbi Butlanla geçersiz Evlenmeler
     Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk
     Yanılma
     Aldatma
     Korkutma
    İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten
    başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
    Butlan Kararının Hukuki Sonuçları
    Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile
    evlilik içinde doğmuş sayılır.
    Çocuklar ile anne ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
    Evlenmenin butlanına karar verilirse evlenirken iyi niyetli bulunan eş, bu evlenme ile kazanmış olduğu
    kişisel durumunu korur.
    Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka, ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin
    hükümler uygulanır.
    Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak mirasçılar açılmış olan davayı
    sürdürebilir.
    Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler
    uygulanır.
    Eşlerin Hakları; ortak konutu seçme,birlikte yaşama, birliği yönetme.
    Eşlerin yükümlülükleri; sadakat, dayanışma ve yardım, birlikte yaşama, giderlere katılma, birliğin
    mutluluğunu sağlama, çocukların bakımı ve yetiştirilmesi
    Boşanma
    Evliliğin, butlan sebepleri dışında mahkeme kararıyla sona ermesine boşanma denir. Ancak bunun için
    boşanma sebeplerinin olması gerekir;
    Boşanmanın genel sebepleri; Evlilik birliğinin temelden sarsılması, müşterek hayatın kurulamaması,
    tarafların boşanmak konusunda anlaşmış olmasıdır.
    Boşanmanın özel sebepleri; Zina, hayata kast, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terktir.
    Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay
    içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda
    bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak boşanma davası açmak için belirli sürenin
    dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava
    açılamaz.
    Boşanma sebebi ispatlanmış olursa hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. dava boşanmaya
    ilişkinse ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı varsa hakim buna rağmen ayrılığa karar
    verebilir.
    Boşanmanın Hukuki Sonuçları
    Maddi ve manevi tazminat; mevcut veya beklene menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz
    veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Kusuru olmayan
    tarafın manevi tazminat isteme hakkı da vardır.
    Yoksulluk nafakası; boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusura daha ağır olmamak
    koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Kusur
    aranmaz
    Mal rejiminin tasfiyesi; Boşanma halinde mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin
    hükümler uygulanır. Ayrılık halinde ise ayrılığa karar verilirse mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin
    durumlarına göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar
    verebilir.
    Edinilmiş mallara katılma rejimi; Bu rejim edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarından
    oluşur. yani bu rejimde mallar edinilmiş mal ve kişisel mal olarak iki ayrı gurupta toplanmaktadır.
    Buna göre;
     Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya
     Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla
    ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği mal varlığı değerleri
     manevi tazminat alacakları
     Kişisel mallar yerine geçen değerlerdir.
    Edinilmiş mallar; Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde
    ettiği mal varlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır;
     Çalışma karşılığı olan edinimler
     Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile
    kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler
     Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar
     Kişisel malların gelirleri
     Edinilmiş malların yerine geçen değerler
    Mal rejiminin Tasfiyesi; Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle
    sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına
    geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
    Soybağı
    Birbirlerine kan bağıyla bağlı olanlar arasındaki ilişki de denilebilecek olan soy bağı, aslında çocuk ile
    anne veya aba arasında kurulan hukuki bağdır. çocuk ile anne arasında soybağı doğumla kurulu. Baba
    ile kurulması; tanıma, anne ile evlenme, hakim kararıyla gerçekleştirilmektedir.
    Babalık karinesi; Evlilik devam ederken veya evliliğin son ermesinden başlayarak 300 gün içinde
    doğan çocuğun babası kocadır. Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın
    evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür.
    Hak düşürücü süreler; koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığın sırada
    başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde açmak
    zorundadır.
    Tanıma
    Tanıma, babanın tek taraflı irade beyanı ile evlilik dışında doğan çocukla arasında soybağını kurduğu
    hukuki bir işlemdir. Baba tanımayı nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuru şeklinde
    yapabileceği gibi resmi senette veya vasiyetnamesinde yapacağı bir beyanla da yapabilir. Başka bir
    erkekle soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.
    Velayet
    Anne ve babaya çocukları üzerindeki yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için hukuken tanınmış
    yetkilerinin genel adına velayet denir. Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal
    sebep olmadıkça bu hak ana-babadan alınamaz.
    Vesayet
    Velayet altında bulunmayan kimselerin, gerçek kişisel ve gerekse ekonomik hak ve menfaatlerinin
    korunması gerekir. Bu amaçla, onlar adına işlem yapabilme yetkisiyle donatılmış kişilere ihtiyaç
    duyulmuştur. işte bu kişiler arasında kurulan hukuki müessese vesayet müessesesidir. Vesayet
    organları; vesayet daireleri ile vasi kayyımlardır.
    Vesayet gerektiren haller;
     Küçüklük
     Kısıtlanma
     Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
     Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü
    yönetim
     Özgürlüğü bağlayıcı ceza
     İstek üzerine kısıtlama
    Miras Hukuku
    Bir gerçek kişini ölmesi halinde, onun mal varlığının başkalarına geçmesi ile ilgili hukuk dalı miras
    hukukudur.
    A. Mirasçılar;
     Eşi
     Altsoyu
     Evlatlığı
     Anne-babası ile onların altsoyları
     Büyükanne-büyükbabası ile onların altsoyları
     Devlet
    Atanmış mirasçılar; Bu kişiler murise yasa gereği otomatik şekilde mirasçı olmamakta, murisin kendi
    iradesi ile kendisine mirasçı kılınmaktadırlar.
    B. Kanuni Mirasçılakta Zümre Yapılanması
  3. Zümre mirasçılar; miras bırakanların birinci derece mirasçılar, onun altsoyudur. Murisin çocukları
    ve torunlarıdır.
  4. Zümre Mirasçılar; Miras bırakanın anne-babası ve onların altsoyu ikinci mirasçılar olarak kabul
    edilir.
  5. Zümre mirasçılar; Miras bırakanın büyükanneleri ve büyükbabaları ile onların altsoyundan oluşan
    zümredir.
    Eşin mirasçılığı da yasal mirasçılıktır. Ancak hiçbir zümreye dahil edilmemiştir. Bunun nedeni eşin
    zümreler üstü bir mirasçılık hakkına sahip olmasıdır. Yani eş her zümre ile beraber mirasçı
    olabilmektir.
    C. Mirasın Paylaşılmasındaki Geçerli İlkeler
     Önceki zümrede herhangi bir mirasçı varsa sonraki zümrelerde bulunan mirasçılar miras
    alamazlar.
     Altsoy mirasçılığında çocuğun evlilik içinde veya evlilik dışında doğmasının önemi yoktur.
     Her zümre miras zümre başlarına kalır. Başka bir ifadeyle zümre başı veya kök, kendi
    altsoyunun mirasçılığına engel olur.
     Zümre başlarında birinin muristen önce ölmüş bulunması halinde, ona düşen pay onun
    altsoyuna kalır.
     Bir zümrede yer alan mirasçı, murise birden çok hattan mirasçılık bağıyla bağlanmakta ise her
    hattan kendisine düşen miras payını da alabilecektir.
    D. Eşin Mirasçılığı ve Kanuni Miras Payları
    Eş, murisin geride hangi zümreden mirasçı kalmış olursa olsun mirasçılık sıfatına sahip kabul edilir.
    Eşin alacağı miras payı hangi zümreyle birlikte mirasçı olduğuna göre değişmektedir. Buna göre;
     Miras bırakanın altsoyu ile yani birinci zümreyle birlikte mirasçı olursa mirasın dört biri eşe,
    kalanı(3/4) çocukları arasında eşit paylaştırılır.
     Miras bırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa mirasın yarısı eşe, kalanınıbaba zümresine paylaştırılır.
     Miras bırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte yani üçüncü
    zümreyle mirasçı olursa mirasın dörtte üçü eşe, kalanı büyükanne-büyükbaba zümresine
    kalır.
    E. Saklı Paylı Mirasçılar ve Miras Payları
    Muris hayattayken kendi mal varlığını dilediği gibi harcayabilir ancak yapacağı bu tasarruflar
    mirasçılardan bazılarını mağdur duruma düşürmemelidir. İşte bu mantıktan bazılarını mağdur duruma
    düşürmemelidir. Bu çerçevede saklı paylı mirasçılar murisin;
     Eşi
     Altsoyu
     Anne ve babasıdır.
    Eş için,
  6. Zümreyle mirasçı olduğunda kendisine düşen miras payının (1/4) tamamı onun saklı payı
    olarak kabul edilir.
  7. Zümreyle mirasçı olduğunda kendisine düşen miras payının (1/2) tamamı onun saklı payı
    olarak kabul edilmiştir.
  8. Zümreyle mirasçı olduğunda ise kendisine düşen miras payının (3/4) dörtte üçü onun saklı
    payı olarak kabul edilmiştir. Eşin tek başına mirasçı olması durumunda da saklı pay miras
    payının 3/4’ü olarak düzenlenmiştir.
    Çocuklar için; Murisin altsoyunun saklı payı, kendilerine düşen normal miras payı ne ise onun
    yarısıdır.
    Anne-baba İçin; murisin anne ve babasının saklı payı ise kendilerine düşen yasal miras paylarının
    dörtte biridir.
    Ölüme Bağlı Tasarruflar
    Vasiyet; Üç farklı şekilde yapılır. Bunlar; resmi şekilde, miras bırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak
    yapılmasıdır.
    Miras Sözleşmesi; İki taraflı bir ölüme tasarruftur. Bu nedenle geçerli olması için resmi vasiyetname
    şeklinde düzenlemesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler
    ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.
    Maddi Açıdan Ölüme Bağlı Tasarruflar
    Mirasçı atama; Miras bırakan, mirasın tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi
    mirasçı atayabilir. Bir kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf,
    mirasçı atanması sayılır.
    Artmirasçı atama; Mirasım önce A’ya kalsın, şu kadar zaman sonra ise B’ye kalsın şeklinde
    örneklenebilir.
    Yedek mirasçı atama; Miras bırakan, atadığı mirasçının kendisinden önce ölmesi veya mirası
    reddetmesi halinde onun yerine geçmek üzere bir veya birden çok kişiyi yedek mirasçı olarak
    atamasıdır.
    Vakıf kurma; Miras bırakan, terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir bölümünü
    özgülemek suretiyle kurabilir.
    Mirastan feragat sözleşmesi; Mirastan feragat sözleşmesinin vasiyet yoluyla yapılması mümkün
    değildir. Ancak miras sözleşmesiyle yapılmalıdır. Feragat sözleşmesi bir karşılık alınarak yapılmışsa
    onun çocukları da bu durumdan etkilenir. karşılık alınmamışsa sanki o kişi muristen önce ölmüş gibi
    davranılır.
    Mirasçılıktan çıkarma; Aşağıdaki durumlarda miras bırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı
    mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir.
     Mirasçı, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse
     Mirasçı, miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan
    yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse
    Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da açamaz. Mirasçılıktan
    çıkarılan kimsenin alt soyu, o kimse miras bırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.
    Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi
  9. İptal davası
    Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir.
     Tasarruf miras bırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa
     Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlanma sonucunda yapılmışsa
     Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise
     Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyumadan yapılmışsa
    Dava Hakkı; İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı
    tarafından açılabilir.
    Hak düşürücü süreler; İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak
    sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin,
    diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli
    olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.
  10. Tenkis davası; saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, miras bırakanın tasarruf edebileceği
    kısmı aşan tasarrufların tenkisi dava edebilir. Tenkise tabi kazandırmalar;
     Miras bırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış
    olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna mal varlığı devri veya
    borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve
    kuruluş sermayesi
     Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar
     Miras bırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden
    önceki bir yıl içinde adet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar
     Miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar
     Hayat sigortaları
    Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak
    bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin
    üzerinden on yıl geçmekle düşer.
    Mirastan yoksunluk;
    Aşağıdaki kimseler, miasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak edinmeleri de
    söz konusu olamaz;
     Miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler
     Miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme bağlı tasarruf
    yapamayacak duruma getirenler
     Miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini
    aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler
     Miras bırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir
    tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlardır.
    Mirastan yoksunluk, yalnız yoksun olanı etkiler. Mirastan yoksun olanın altsoyu, miras bırakandan
    önce ölen kimsenin altsoyu gibi mirasçı olur.
    Mirasın Reddi
    Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilir. Ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça
    belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır.
    Miras üç içinde reddolunabilir. Mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya
    beyanla yapılır. Reddin kayıtsız ve şartsız yapılması gerekir.
    Mirasta Denkleştirme
    Yasal mirasçılar, miras bırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız
    kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.
    Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse payından fazla olsa bile
    değerini miras payına mahsup ettirir. yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, miras
    bırakanın bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse bu fazlalık denkleştirmeye tabi olmaz.
    Eğitim ve öğrenimini tamamlamamış olan veya sakatlıkları bulunan çocuklara, paylaşmada
    hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.
    Olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler denkleştirmeye tabi değildir.
    Altsoy hısımlarının evlenmelerinde, alışılmış ölçüler içinde yapılan çeyiz giderleri hakkında
    denkleştirmeye tabi tutmama arzusunun bulunduğu asıldır.
    Zilyetlik
    Bir kimsenin bir eşya üzerinde bilerek ve isteyerek fiili hakimiyet kurması halinde ortaya çıkan hukuki
    durumdur. Konunun daha iyi anlaşılması için giriş konuya giriş niteliğinde olan eşyadan bahsetmek
    gerekirse;
    Eşyanın Özellikleri
    Günlük yaşantımızda ihtiyaçlarımızın karşılanmasında yararlandığımız bir çok eşya bulunmaktadır. Bu
    eşyalar üzerinde ise sahip olduğumuz hukuki haklarımız bulunmaktadır.
    Eşya; Üzerinde fiili hakimiyet kurulabilen, sınırlandırılabilen, kişi olmayan maddi varlıklardır. Eşyanın
    kişi olmama istisnası bağış sözleşmeleridir. insan vücudu gerek öldükten sonra kadavra olarak gerekse
    organ naklinde kullanılması için bağışlanabilir. İnsan vücuduna takılmış ortez ya da protezler kolayca
    takılıp çıkarıldıkları taktirde eşya saymıştır. Hayvanlar fiili hakimiyet altına alındıklarında eşya
    sayılırlar.
    Eşyanın Türleri
     Tükenen- tükenmeyen eşya
     Taşınır-Taşınmaz eşya
     Misli-Gayri misli eşya (sayı ağırlık ve ölçülerle tanımlanamayan eşyalar gayrimislidir.)
     Bölünebilen-bölünemeyen eşyalar
     Basit eşya- bileşik eşya- eşya birliği
     Kamu-özel Eşyalar
    Tamamlayıcı Parça: Asıl eşya ile birleştirilmiş olan ve asıl eşyadan kırılıp sökülmeksizin ayrılmayan,
    ayrıldığında ise işlev kaybına neden olacak nitelikteki parçalardır.
    Eklenti; Asıl eşyayla birleştirilmiş olmasına rağmen ondan kolayca ayrılabilen ve ayrıldığında ise
    işlevsel bir kayıp yaratmayan parçalardır.
    Bir kimsenin bir eşya üzerinde bilerek ve isteyerek fiili hakimiyet kurması halinde ortaya çıkan hukuki
    durumdur. Mülkiyetten tamamen farklı bir haktır.
    Zilyetlik Türleri
    Yalın-Dereceli Zilyetlik; Bir eşya üzerinde farklı zilyetlik niteliklerinin bulunmayıp tek bir nitelikte fiili
    hakimiyet kurulmuş olması durumunda yalın zilyetlikten söz edilir. Yani bir evin zilyetliğine sahip olan
    kişinin aynı zamanda o konutun sahibi olması.Dereceli zilyetlik kendi içinde asli ve fer’i zilyetlik olarak
    ikiye ayrılır. Kişi malik sıfatıyla hareket ediyorsa asli zilyet, malik dışında bir sıfatla (kiracı) hareket
    ediyorsa feri zilyettir.
    Dolaylı- Dolaysız zilyet; Fiil hakimiyetini başkası aracılığı olmaksızın kurulması hallerinde dolaysız
    zilyetlikten söz edilir. Fiil hakimiyeti başkası aracılığıyla kullanıyorsa dolaylı zilyetlik bulunmaktadır.
    Zilyet Yardımcıları; Bir kimsenin eşya üzerinde bir görev nedeniyle fiili hakimiyet kurması durumunda
    ortaya çıkan hukuki durumdur.
    Zilyetliğin Kazanılması
    a. Aslen kazanma; Bir kişinin, eşya üzerindeki fiili hakimiyeti, başkasının aracılığı olmaksızın
    kurmasıdır. Örneğin denizden balık tutmak.
    b. Devren kazanma: Bir kişinin eşya üzerindeki fiili hakimiyeti bilerek ve isteyerek başkasına aktarması
    halinde ortaya çıkmaktadır . Örneğin, satış.
    c. Tesisen kazanma; Fiili hakimiyetin bilerek ve isteyerek başkasına aktarılmasıdır. Örneğin, ödünç
    verme.
    d. Miras yoluyla kazanma; Ölüm nedeniyle eşya üzerindeki zilyetliğin mirasçı tarafından kazanılmış
    olmasını ifade eder.
    e. Zilyetlik hakkının Kazanılma anı;
    Kısa elden teslim; Bir eşyayı fer’i zilyet veya haksız zilyet yardımcısı sıfatlarıyla elinde bulunduran
    kişinin, fiili hakimiyette herhangi bir değişikliğe gerek duyulmadan asli zilyet haline gelmesi
    durumudur. Örneğin kiraya verilen arabanın aynı kişiye satılması.
    Hükmen teslim; Bir kişinin bir eşya üzerinde dolaylı zilyetliği başkasına aktarıp dolaysız zilyetliği
    kendisinde saklı tutması durumudur. Örneğin, sahip olunan evin başkasına satılması fakat; aynı evde
    kiracı olarak kalınması.
    Zilyetliğin havale yoluyla kazanılması; Eşya üzerindeki dolaysız zilyetliği başkasına vermiş, kendisinde
    ise dolaylı zilyetliği saklı tutmuştur. Örneğin; T’nin tamirciye veridiği televizyonu başkasına satması
    Zilyetliğin Korunması; Zilyetlik hakkına saldırılar söz konusu olduğunda zilyetliğin korunması sorunu
    ortaya çıkmaktadır. Buna göre zilyetlik hakkı olan kişi kuvvet kalemi, dava yoluyla, veya idari yolla
    korunabilir.
    Kuvvet Kullanma; Kişinin eşya üzerindeki zilyetliğine bir başkası saldırdığında, bu kişinin mahkemeye
    ya da idari yola başvurması hakkın korunması için çok geç olabilir. Kişinin belli koşullarda kendisinin
    kuvvet kullanarak hakkını korumasını izin vermiştir. Dikkat edilmesi gerenler; kullanılan kuvvetin
    orantılı olması ve araya zaman girmemiş olmasıdır.
    Zilyetlik davası açma
    Yeddin iadesi; Kişinin eşya üzerindeki fiili hakimiyetine son verilmiş yani eşya elinden alınmış
    durumdadır. Bu davayı her tür zilyet açabilmektedir. Bu davada davalının kusurlu olup olmadığına
    bakılmaz.
    Saldırının durdurulması davası; burada kişinin eşya üzerindeki fiili hakimiyetine son veren bir durum
    bulunmaktadır . yani eşyanın kullanılması engellenmektedir.
    Bu davalarda fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 ay ve her halükarda 1 yıl içinde dava açılmak
    zorunda olduğudur. Bu süreler hak düşürücü süre niteliğindedir.
    İdari yoldan koruma; Kişi idari makama başvurarak zilyetliğin bir an önce koruma altına alınmasını
    talep etmektedir. Bilinmesi gerekenler;
     Zilyetliğine saldırılan eşya mutlaka taşınmaz eşya olmalıdır.
     başvurulacak makam, mahallin en büyük mülki amiri olmalıdır.
     Mülki amire yapılacak başvurunun, saldırının öğrenilmesinden itibaren 60 gün ve her
    halükarda 1 yıl içinde yapılmış olması gerekir.
     idari makamın başvuru üzerine en geç 15 gün içinde karar vermesi gerekir
     Mülki amirin bu kararına karşı dava açılması mümkündür. Çünkü idarenin her türlü eylem ve
    işlemine karşı yargı yolu açıktır.
     Mülki amirin verdiği kararlar temyiz edilemez.
     İdarenin tedbir niteliğinde karar vermesi mümkündür.
    Taşınır Davası
    Bu dava eski zilyetliğin, halihazır zilyete karşı açtığı bir davadır. Sadece taşınır eşyaların zilyetliğiyle
    ilgilidir.
     Davacının hakka dayanan bir zilyet olması gerekir.
     Davacı halihazır zilyetin eşya üzerinde bir hakkı olmadığını veya eşyanın elinden iradesi
    dışında çıktığını ispat etmeye çalışır.
     Taşınır davası iyiniyelilere karşı 5 yıl, kötüniyetlilere karşı ise süre sınır olmaksızın her zaman
    açılabilir.
     Zilyet olmayan malikler taşınır davasını açamazlar
     İrade dışı elden çıkan eşyanın iadesi için açılacak istihkak davasında, başka bir kişinin mülkiyet
    hakkını zaman aşımıyla kazanmamış olması gerekir. Taşınır eşyalarda mülkiyet zaman
    aşımıyla kazanılabilir Bunun için; iyiniyetle, çekişmesiz ve aralıksız, beş yıl süreyle, eşyaya
    zilyet olması gerekir.
     Zaman aşımıyla mülkiyet hakkının kazanılmasında kişi, kendisinden önceki iyi niyetli kişide
    geçen süreyi kendi süresine ekleyebilecektir.
     Zamanaşımıyla mülkiyetin kazanılmasında araya bir kötüniyetli kişi girmişse ondan önceki
    iyiniyetli de geçen sürden artık yararlanılamaz.
     Zaman aşımıyla mülkiyetin kazanılmasında sonra eşyaya elde edilen kişinin artık iyiniyetli
    veya kötüniyetli olmasının önemi yoktur.
     Zaman aşımıyla hak kazanımında külli halefler, selefleri yaşasaydı hakkı kazabilecek idiyse,
    kendileri de şartları taşıyorsa hakkı kazanabileceklerdir. Cüzi haleflerde bu ön koşul aranmaz.
    Tapu Sicili
    Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tutulan sicile tapu sicili denir. Tapu sicilinin
    tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet sorumludur. Devlet zararı bulunan görevlilere rücu
    eder.
    Tapuda Tutulan Siciller
    kadastrosu yapılmış yerlerde tapu sicilinde tutulan siciller ana siciller ve yardımcı siciller olarak ikiye
    ayrılır;
    a. Ana siciller;
     Tapu kütüğü sicili
     Kat mülkiyeti sicili
     Yevmiye defteri
     Resmi belgeler (Olanlar)
    b. Yardımcı siciller
     Mal sahipleri sicili
     Aziller sicili
     Tashihler (düzeltmeler) sicili
     Kamu orta malları sicilidir.
    Kadastrosu yapılmayan yerlerde tutulan defterler ise zabıt defteri, kat mülkiyeti zabıt defteri, ipotek
    defteri, fihrist gibi defterleridir.
    Tapu Sicilinde yapılan İşlemler
    Tapu sicilinde kişiye farklı yetkiler kazandıran işlemler yapılmaktadır .Bu işlemler şu başlıklar altında
    toplanabilir;
     Kayıt
     Tescil, tadil, terkin
     Beyan
     Şerh
    Kayıt; taşınmazların tapu siciline yazılması sonucunu doğuran işlemlerdir.
    Tescil; kanuna göre tescil yapılmadıkça bir hak kazanılamaz, değiştirilemez ve sına erdirilemez. tadil
    kelime anlamı olarak değiştirmeyi, terkin ise silinme yani sona ermeyi sembolize eder. Tapu siciline
    tescil edilebilecek haklar;
     Mülkiyet hakları
     Rehin hakları
     İrtifak hakları
     Taşınmaz yükü
    Beyan; kayıt altına alınmış olan bazı hususların açıklamasının düşülmesi işlemidir. Tapu sicilinin diğer
    sütunlarına yapılamayan fiili ve hukuki durumlar beyanlar sütununa yazılır. Genel olarak bakıldığında
    eklentiler ve kamu hukukuna ait kısıtlamalar beyanlar sütununa kaydedilirler. Başlıkları;
     Eklentiler
     Devre mülk hakkı
     Yapı planları
     Plan değişiklikleri
     Kamulaştırma gibi kamu hukukundan doğan kısıtlamalar
    Şerhler; tapu siciline bazı hususların bir tür dip not olarak düşülmesine benzeyen bir işlemdir. kendi
    içinde üç gruba ayrılır;
    A. Kişisel hakkı kuvvetlendiren şerhler
    Bu tür hakların tapu siciline şerh edilmeleri, onları mutlak hakka dönüştürmez ancak sonraki maliklere
    karşı ileri sürülebilir. Kişisel hakları kuvvetlendiren şerhlerin başlıca örnekleri;
     Arsa payı karşılığı inşaat
     Kiracılık hakları
     Alım, geri alım ve ön alım hakları
     Bağışlamadan rücu
     Boş dereceye ilerleme hakkı
     Taşınmaz satış vaadi
     Yasal önalım vaadi
     Yasal önalım hakkından feragat
    B. Malikin Tasarruf yetkisini Sınırlandıran Şerhler
    Kişinin malik olmasına rağmen taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini serbestçe kullanmasına engel
    olan şerhlerdir. Başlıcaları;
     Çekişmeli haklar
     Aile yurdu tesisi
     Haciz, iflas ve konkordato süresi
     Artmirasçı atanması
    C. Geçici Şerhler
    Bu tür şerhler belli bir süre için konulurlar. iki önemli türü örnek olarak verilebilir ki bunlar;
     Eksik belgelerin tamamlanması
     Ayni hak iddialarıdır.
    Tapu siciline Hakim Olan ilkeler
     Aynilik ilkesi
     Aleniyet ilkesi
     İlliyet ilkesi
     Tescil ilkesi
     Güven ilkesi
     Devletin sorumluluğu ilkesi
    Burada yolsuz tescil adı verilen bir kavram karşımıza çıkar. Yolsuz tescil; hukuken geçerli bir sebebe
    dayanmayan tescildir. Sorun böyle bir tescilde kişinin hakkı kazanıp kazanmayacağıdır. Burada
    sorunun doğru çözülebilmesi için şu hususlara dikkat edilmesi gerekir;
     Kişi iyiniyetli midir?
     Tapu kaydına güvenilmiş midir?
     Kişi, üçüncü kişi midir?
     Hak, mutlak bir hak mıdır?
    bu sorulara tamamen evet yanıtı veriliyorsa o zaman kişi hakkı kazanmış demektir.
    Devletin Sorumluluğu İlkesi
    Tapuda yapılan işlemler nedeniyle zarar görmüş olan kişilerin bu zararlarının devlet tarafından
    karşılanması sonucunu doğuran ilkedir. Devletin sorumluluğunun doğa bilmesi için; ortaya bir zararın
    çıkması ve bu yanlışlığın düzeltilmesinin artık mümkün olmayacak bir aşamaya gelinmiş olması
    gerekir.
    Devletin sorumluluğu ilkesi gereği açılacak dava idari yargıda değil adli yargıda açılmalıdır. Davanın
    açılabilmesi için öngörülen zamanaşımı süresi ise zararın ve sorumlusunun öğrenilmesinden itibaren 2
    yıl, her halükarda yani zarar verici fiilin meydana gelmesinden itibaren 10 yıldır.
    Mülkiyet
    Hukuk düzeni eşya üzerinde kişiye birtakım yetkiler verir. Hak adını verdiğimiz bu yetkiler;
     Kullanma
     Yararlanma
     Tasarrufta bulunmadır.
    Bu yetkilerin üçü bir arada ise bu durumda mülkiyet hakkından bahsedilmelidir. Çünkü sahibine en
    geniş yetkiler veren hak mülkiyet hakkıdır ve hukuk düzeni bu üç yetkinin dışında başka yetki daha
    tanımamaktadır.
    Paylı Mülkiyet
     paylar belirli ancak fiilen taksim edilmemiştir.
     Paylar belirlenmemişse eşit kabul edilir. Kişiler paylı mülkiyette farklı paylara sahip olabilirler
    ve bu önceden yapılacak bir düzenlenmeyle belirlenebilir.
     Her paydaş kendi payı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Yani paydaşlar kendi
    paylarını satabilir, rehin, verebilir. Bunun diğer paydaşlardan olur almasına gerek yoktur.
     Paydaşlar eşya üzerinde fiili kullanım gerektiren tasarrufları tek başlarına yapamazlar.
     paylı malın zilyetliğine yönelik savunma haklarını her paydaşın tek başına kullanması
    mümkündür.
     Paylı mala ilişkin yapılmış masraflara her paydaş kendi payı oranında katılmakla yükümlüdür.
     Paydaşlardan birinin yükümlülüklerini önemli ölçüde aksatması halinde diğer paydaşlar o
    paydaşın ortaklıktan çıkarılmasını isteme hakkına da sahiptir.
     Paydaşlar paylı malın yönetimiyle ilgili aralarında anlaşmalar yapabilirler. Bu anlaşmalar şekil
    şartına tabi değildir ve geçerli hukuki sonuç doğururlar.
     Paydaşlar malın yönetimiyle ilgili aralarında anlaşma yapmamışlarsa bu durumda malla ilgili
    alınacak kararlarda karar yeter sayısı sorunu ortaya çıkmış olur. Buna göre;
    Olağan işler; Eşyanın küçük ölçekte bakım ve onarımıyla ilgili işlerdir. Bu tür işlerin her paydaş
    tarafından tek başına yapılabilmesi mümkündür.
    Önemli işler; İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adi kiraya veya ürün kirasına ilişkin
    sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş
    çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir.
    Olağanüstü işler; BU tür işler oy birliğiyle karar alınmasını gerektiren işlerdir. Bu tür kararlar
    gerektiren işler;
     Malın özgülendiği amacın değiştirilmesi
     Eşya üzerinde sınırlı ayni hak kurulması
     Olağanüstü yapı işleri
     Eşyanın tamamı üzerinde yapılacak tasarruflar
    Elbirliği Mülkiyeti
    Birden çok malikin bulunup bunların paylarının belirlenmemiş olduğu mülkiyet türüdür. Aksi
    düzenlenmedikçe gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oy birliğiyle karar vermeleri
    gerekir.
    Taşınır Mülkiyeti
    Bİr yerden başka bir yere nakledilmesi mümkün olan eşyaların genel olarak taşınır diye
    adlandırıldığını biliyoruz. Taşınır mallar üzerinde mülkiyet hakkı farklı biçimlerde kazanılabilmektedir.
    Buna göre taşınır mülkiyeti;
     Aslen
     Devren
     Miras yoluyla
     Zaman aşımıyla kazanılmaktadır.
    Devren kazanma mülkiyetin bir başkasından ve onun rızasıyla elde edilmesi halidir ki, bağış gibi
    hukuki işlemler bu kazanma yolunun tipik örnekleridir.
    Miras yoluyla kazanımda ölüm anıya birlikte hukuken mirasçılık ortaya çıkmakta ve mirasçılar ölüm
    anından itibaren terekeye ait mallar üzerinde mülkiyet hakkını kazanmış sayılmaktadırlar.
    Zaman aşımıyla kazanımda ölüm anıyla birlikte hukuken mirasçılık ortaya çıkmakta ve mirasçılar ölüm
    anından itibaren terekeye ait mallar üzerinde mülkiyet hakkını kazanmış sayılmaktadırlar.
    Zaman aşımıyla kazanımda ise bir kimsenin iyiniyetle yani kendini malik zannederek eşyaya
    çekişmesiz ve aralıksız beş yıl süreyle zilyet olmasıyla mülkiyet hakkının kazanılmasıdır.
    Aslen kazanmanın ise hukukumuzda beş önemli çeşidi bulunmaktadır. Bunlar;
     Sahiplenme
     Bulunmuş eşya
     Define
     İşleme
     Karışma ve birleşmedir.
    Sahiplenme: Sahipsiz bir taşınırın malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse, onun maliki olur.
    Bulunmuş Eşya: kaybedilmiş bir şeyi bulan kimse, malın sahibine, sahibini bilmiyorsa kolluk
    kuvvetlerine, köylerde ise muhtara bildirmek veya araştırma yapmak ve gerektiğinde ilan etmek
    zorundadır.
    Bulunan şeyin özenle korunması gerekir. Korunması aşırı gideri gerektirir veya çabuk bozulabilir bir
    nitelik taşı ya da kolluk kuvvetleri veya kamu kurumu tarafından bir yıldan fazla saklanmış olursa,
    bulunan şey satılabilir. Satış bedeli, bulunan şeyin yerine geçer. Bulunan şeyin maliki , ilan veya kolluk
    kuvvetlerine ya da muhtara bildirme tarihinden başlayarak beş yıl içinde ortaya çıkmazsa bulan
    kimse, yükümlülüklerini yerine getirmiş olmak koşuluyla o şeyin mülkiyetini kazanır.
    Define; Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre artık
    malikin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler, define sayılır. Bilimsel değer taşıyan eşyaya
    ilişkin hükümler saklı kalmak üzere define, içinde bulunduğu taşınmaz veya taşınır malın malikinin
    olur.
    İşleme: Bir kimse başkasına ait bir şeyi iyiniyetle yani kendinin zannederek işler veya bir şekle sokarsa
    emeğin değerini o şeyin değerinden fazla olması halinde, yeni şey işleyenin olur. Eğer malzemeyi
    işleyen kişi iyiniyetli değilse emeğin değeri işlenen şeyin değerinden daha fazla olsa bile hakim, yeni
    şeyi malike bırakabilir.
    Karışma ve Birleşme; Birden çok kişinin taşınır malları önemli bir zarara uğratılmadan veya aşırı bir
    emek ve para harcanmadan ayrılmayacak şekilde birbiriyle birleşmiş veya karışmışsa o kişiler, yeni
    şey üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya karışma zamanındaki değerleri oranında paylı
    mülkiyete sahip olurlar.
    Taşınmaz Mülkiyeti
    Medeni kanunumuza göre taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır;
     Arazi
     Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar
     kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler
    Taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının kazanılması başlıca şu yollarla gerçekleşebilir.
     Aslen
     Devren
     Miras yoluyla
     Zaman aşımıyla
    Taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasında yeni arazi oluşumu veya işgal gibi aslen kazanma yolları
    mevcuttur. Ancak önemli olan konu devren kazanma ile zaman aşımıyla kazanma yollarıdır.
    Devren kazanma; Mülkiyet hakkının bir başkasından ve onun rızası ile elde edilmesidir. Ancak
    taşınmazlarda bu kazanımın hukuken korunması devrin tapu sicilinden tesciline bağlıdır. Mülkiyetin
    tescille kazanılmasının istisnaları;
     Miras
     Mahkeme kararı
     Cebri icra
     İşgal
     kamulaştırma
     Şirketlerin birleşmesi
     Yeni arazi oluşumu
     Vakıf mallarının özgülenmesi
     Mal ortaklığı rejiminde eşlerin malları
     Bir tüzel kişiliğin sona ermesine bağlı olarak diğer bazı tüzel kişilerin mülkiyet kazanımlarıdır.
    Zaman Aşımıyla Kazanma
    Olağan zaman aşımıyla kazanma: geçerli bir hukuki sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak
    yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve iyiniyetle
    sürdürürse onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez. Olağan zaman aşımıyla
    kazanımın koşulları;
     İyiniyetle
     Çekişmesiz ve aralıksız
     On yıl süreyle
     Eşyaya zilyet olmayı sürdürmüş bulunmaktadır.
    Olağanüstü zaman aşımı; Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız yirmi yıl
    süreyle ve malik zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamının, bir parçasının veya bir payı
    üzerindeki mülkiyet hakkının kendi adına tapu kütüğüne tescil edilmesine karar verilmesini isteyebilir.
    Koşulları;
     İyi niyet şartı aranmaksızın
     Tapuda kayıtlı olmayan veya kayıtlı olan ancak sahibinin kim olduğu bilinmeyen ya da kim
    olduğu bilinen ama en az yirmi yıl önce gaipliğine karar verilmiş olan bir taşınmazı
     Çekişmesiz ve aralıksız
     Yirmi yıl süreyle
     Zilyetliğinde bulundurmaktır.
    Taşınmaz Mülkiyetinin Kapsamı
    Arazi üzerindeki mülkiyet hakkının kapsamını, yatay kapsam, dikey kapsam ve kapsam yani maddi
    kapsam olarak başlıklandırılabilir.
    Yatay kapsam; arazinin sınırlarını ifade eder. Taşınmazın sınırları, tapu planları ve arz üzerindeki sınır
    işaretleriyle belirlenir.
    Dikey kapsam; Arazi üzerindeki dikey kapsam ise kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, arazi
    üzerindeki hava ve altındaki alt katmanlarını ifade eder. Bu kapsama ise yasal sınırlamalar saklı
    kalmak üzere arazi üzerindeki yapılar, bitkiler ve kaynaklar girer. Bu kuralın dört önemli istisnası
    bulunmaktadır;
     Üst hakkı
     Mecra hakkı
     Taşınır yapı
     Taşkın inşaat
    Üst hakkı: Başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde sürekli kalmak üzere inşaa edilen yapıların
    mülkiyeti, irtifak hakkı sahibine ait olur.
    Mecra hakkı; Bir enerjinin başka bir yere naklinde kullanılan tesisata mecra denir.
    Taşınır yapı; Başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak,
    baraka ve benzeri hafif yapılar, bunların malikine aittir.
    Taşkın inşaat: Bir kişi kendi arazisine yaptığı inşaatın temeli, balkonu veya çatısı gibi herhangi bir
    kısmını, komşu araziye farkında olmaksızın taşırmış olabilir. Bu duruma taşkın inşaat denir. Kişinin
    irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak on beş gün içinde itiraz
    etmelidir. İtiraz ederse bu taşmaya hukuken son verilir.
    Haksız inşaat; Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının
    arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa bu malzeme arazinin
    bütünleyici parçası olur. Bu duruma haksız inşaat denir.
    Taşınmaz mülkiyetine getirilen kısıtlamalar
    Alım hakkı: Bir kimsenin kendi taşınmazı üzerinde bir başkasına tek taraflı bir irade ile taşınmazı satın
    alma hakkı tanımasıdır.
    Geri alım hakkı; yenilik doğurucu bir hak olan geri alım hakkında, taşınmaz sahibi satmış olduğu
    taşınmazı daha önce alıcıyla beraber belirledikleri bazı koşulların gerçekleşmesi nedeniyle, tek taraflı
    bir irade açıklamasıyla geri alabilmektedir. Sözleşmenin de geçerliliği resmi şekilde yapılmış olmasına
    bağlıdır.
    Ön alım hakkı; Kişinin sahip olduğu taşınmazın eşya payının bir başkasına satılması halinde başka bir
    kimsenin satın almak konusunda önceliğinin bulunulmasına ilişkin bir haktır
    Yasal önalım hakkı; paylı mülkiyete bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen
    üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşların satın almak hususunda önceliği sahip olmasıdır.
    Cebri arttırmayla satışlarda ön alım hakkı kullanılmaz. Önalım hakkı, payın paydaşa satılması halinde
    de kullanılamaz. Yani ön alım hakkının kullanılabilmesi için satışın paydaşlar dışındaki üçüncü bir
    kişiye yapılmış olması gerekir. Önalım hakkı ancak dava yoluyla kullanılabilir. Önalım hakkı, satışın hak
    sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Bu
    süreler hak düşürücü sürelerdir. Önalım hakkından vazgeçmek veya feragat etmek de mümkündür.
    Feragatin resmi şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir.
    Sözleşmeden doğan önalım hakkı; Bir kimsenin sahibi olduğu taşınmazı satması durumunda hak
    tanıdığı kişinin öncelikle alma hakkının bulunmasıdır. Yenilik doğurucu bir haktır. üçüncü kişilere karşı
    ileri sürülmesi içinse tapu kütüğüne şerh edilmesi şarttır.
    Şerhin etkisi her durumda kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım
    hakkında da uygulanır.
    Kısıtlamalar
     Herkes taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini
    sürdürürken komşularını olumsuz şekilde taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür.
     malik, kazı ve yapı yaparken taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye
    düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak
    zorundadır.
     Komşunun arazisine taşarak zarar dal ve kökler, onun istemi üzerine uygun bir süre içinde
    kaldırılmazsa komşu bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirebilir.
     Taşınmazın maliki, üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların ve özellikle
    yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorundadır.
     Üstteki arazi maliki, alt taraftaki taşınmazın gerekli olan suyu, ancak kendi taşınmazı için
    zorunlu olduğu ölçüde tutabilir.
     Bir arazinin öteden beri alt taraftaki araziye doğal bir şekilde akmakta ise, alt taraftaki arazi
    maliki, üst taraftaki araziden fazla suyun boşaltılmasını sırasında da bu suları tazminat isteme
    hakkı olmaksızın kabul etmek zorundadır.
     Taşınmazın genel yola çıkmak için yeterli geçide bulunmayan malik, tam bir bedel karşılığında
    bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir.
    Bazı kavramlar
    Nam-ı müstear; Taşınmaz satışlarında bazen alıı kendi adına başkaları tarafından bilinmesini ya da
    duyulmasını istemeyebilir. Bu durumda kendisi,ni gizlemek amacıyla, satış sözleşmesine kendi yerine
    taraf sıfatıyla başka birini sokar ve tescilin de bu kişi adına yapılması sağlanır. Adına tescil yapılan bu
    kişiye nam-ı müstear denir.
    İnançlı temlik; Bir hakkın devrinde sözleşmenin tarafları aralarında anlaşarak özel bir takım şartlar
    belirlenmiş olabilirler. aralarında yaptıkları anlaşmaya göre devir gerçekleştirilecek ancak şart
    gerçekleşince söz konusu hak yeniden devir edene ya da onun göstereceği başka bir kimseye
    devredilecektir. Buna inançlı temlik denir.
    Sınırlı Ayni Haklar
    Bir eşye üzerinde söz konusu olan kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin hepsi bir
    arada bulunduğunda tam ayni hak da diyebileceğimiz mülkiyet hakkı ortaya çıkmaktadır.
    Aynı haklara hakim olan ilkeler
     Mutlaklık ilkesi
     Belirlilik ilkesi
     Aleniyet ilkesi
     Belli sayı ve tipe bağlılık ilkesi
     Güvenin korunması ilkesi
     Zaman aşımı ve hak düşürücü sürelere tabi olmama ilkesi
    Sınırlı Ayni Hakların Türleri
  11. İrtifak Hakları; Kullanma ve yararlanma haklarını bazen tek başına bazense bir arada veren hakların
    genel adıdır. Türleri;
    İntifa Hakkı
    Bir eşya veya hak üzerinde kullanma ve yararlanma hatta eşyayı yönetme yetkilerinin bir arada
    verilmesidir. Mülkiyet hakkında sonra sahibine en geniş yetkileri sağlayan hak türüdür. İntifa hakkı
    taşınırlar da ziyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda ise tapu kütüğüne tescil ile
    kurulur.
    İntifa hakkı bir alacak üzerinde verilmişse bu alacak hakkının getirisini de edinme yetkisi verir. İntifa
    hakkı kişiye bağlı bir irtifak hakkı olduğundan devredilemez ve miras yoluyla da geçmez. Ancak hakkın
    devredilememesi ile kullanımının devredilmesi aynı şey değildir. İntifa hakkı sona erince hak sahibi,
    hakkın konusu olan malı malike geri vermekle yükümlüdür.
    İntifa hakkı sahibinin hakkın konusu olan malı;
     Zilyetliğinde bulundurma
     Yönetme
     Kullanma ve ondan yararlanma
     Resmi defterlerin tutulmasını isteme
     Tasarruf etme yetkileri vardır
    Malikin haklarına
     Gözetim
     Güvence isteme
     Defter tutmadır.
    İntifa hakkı sahibinin yükümlülükleri
     Malın korunması
     Bakım ve işletme giderleri
     Mal varlığı intifasında borçların faizi
     Sigorta ettirmedir.
    Sükna (Oturma) Hakkı; Oturma hakkı bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak kullanma
    yetkisi verir. Oturma hakkı başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez.
    Üst Hakkı; Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya
    mevcut yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurulabilir. Kısaca taşınmaz sahibi kendi
    taşınmazının altında veya üstünde başkasına inşaat yapma yetkisi vermesidir. Bu hak devredilebilir ve
    mirasçılara geçebilir.
    Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise yani en az 30 yıl sürmüşse üst hakkı sahibinin istemi üzerine
    tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir. Üst hakkı bağımsız bir hak olarak en çok yüz yıl için
    kurulabilir.
    Kaynak Hakkı; Başkasını arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun
    alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak başkasına devredilebilir ve mirasçılara
    geçebilir.
    Geçit hakkı,; Bir taşınmazın komşu taşınmazın sınırını ihlal etmeden yola çıkma hakkı bulunmadığında
    o taşınmaz lehine yola çıkmak için gelip geçme hakkı tanınmasıdır.
    Mecra Hakkı; Su doğal gaz, petrol gibi herhangi bir enrjiyi bir yerden başka bir yere görütmek için
    kullanılan tesisata mecra denir.
    Taşınmaz Yükü
    Taşınmaz yükü, bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir
    şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar. Taşınmaz yükünün kurulması için tapu kütüğüne tescil
    şarttır. Taşınmaz yükünde zaman aşımı süresi uygulanmamaktadır. Muaccel olan edimler, borçlunun
    kişisel borcu haline geldiği tarihten başlayarak zaman aşımına tabi olur. Taşınmaz yükü tescilin terkini
    veya yüklü taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
    Rehin Hakları
    Rehin hakkı bir para borcunun vadesinde ödenmemesi riskine karşılık güvence olarak belirli bir
    eşyanın gösterilmesi, borç ödenmediğinde bu eşyanın sattırılarak içinden alacağın tahsil edilmesi
    yetkisidir. Rehin hakkı fer’i niteliktedir.
    A. Taşınmaz Rehni;
    Bir alacağa güvence olarak karşılık gösterilen eşyanın taşınmaz olması halinde söz konusu olur. Üç
    türü vardır;
    İpotekli borç senedi; Taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış kişisel bir alacak meydana getiren
    kıymetli evraktır. Tapu idaresince taşınmaza resmen değer biçilir. Bu değer üzerinden ipotekli borç
    senedi düzenlenir.
    İrat senedi; Bir taşınmaz üzerinde taşınmaz yükü şeklinde kurulmuş bir alacak hakkı meydan getirir.
    İrat senedinin güvencesini ancak tarım arazisi, konutlar ve üzerinde bina yapılabilecek arsalar
    oluşturabilir.
    İpotek; Hala mevcut olan ve henüz doğmamış olmakla birlikte doğması kesin veya olası bulunan
    herhangi bi alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.
    İpoteğe hakim olan ilkeler;
     Aleniyet ilkesi
     Tescil ilkesi
     Güven ilkesi
     Belirlilik İlkesi
     Sabit dereceler ilkesidir.
    Belirlilik İlkesi; konuda belirlilik, ipoteğin hangi taşınmaz üzerinde verildiğinin belli olmasıdır.
    Taşınmazın belli olması esastır. Bir borç için birden fazla taşınmaz üzerinde ipotek kurulabilir. Bu
    taşınmazların borçluya veya üçüncü kişilere ait olması da mümkündür. Toplu rehin durumunda
    taşınmazların tamamının satışa çıkarılması gerekir. Koşulları;
     Ya ipotek verilen taşınmazların tamamı borçluya ait olmalı
     ya da taşınmazların tamamı aynı borcun borçlularına ait olmalıdır.
    Miktarda Belirlilik; Anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olarak ikiye ayrılır;
    Anapara ipoteği, doğmuş yani mevcut bir alacak için kurulu. Kapsamı sadece ana para değil faiz,
    masraf ve diğer yan alacaklar da dahil kabul edilir.
    Üst sınır ipoteği, sadece doğmuş bir borç için değil mevcut olmayan hatta henüz doğmamış bir borç
    için dahi kurulabilmektedir. Kapsamına; faiz, masraf ve diğer yan alacaklar girer.
    İpotekli bir malın sahibi üçüncü bir kişiyse o kişinin taşınmazı satılmaktan kurtarması mümkündür.
    Bunun için bu kişinin taşınmazın alacaklıya alacağını ödemesi gerekir. Taşınmaz malikinin borcu
    ödemiş olması borçlunun borcunun sona erdiği anlamına gelmez. malik alacaklıya halef olduğu için bir
    nevi alacaklı değişmiş sayılır.
    Sabit Dereceler İlkesi
    Taşınmazlar üzerinde farazi bir takım dereceler olduğu varsayılır ve bu derecelerin kanunen herhangi
    bir sayısal sınırı da bulunmamaktadır. Üst derecedeki alacaklı alacağını tamamen almadıkça sonra
    gelen derecelerdeki alacaklılara ödeme yapılması da mümkün değildir. Satıştan önce herhangi bir
    derece boşalırsa alt derecedeki alacak bu dereceye kendiliğinden yükselmez. yani dereceler sabittir.
    Farazi değerlerin toplamı taşınmazın değerlerini geçemez. Aynı derece içinde birden çok ipotek
    kurulması da mümkündür.
    Taşınır Rehni
    Bir alacağa güvence olması amacıyla alacaklıya bazen taşınır nitelikte bir eşya teminat verebilir. Buna
    taşınır rehni denir. Taşınır rehnine hakim olan ilkeler;
     Alacağa bağlılık ilkesi
     Açıklık İlkesi
     Güven İlkesi
     Belirlik İlkesi
     Rehnin bölünmezliği ilkesi
     Öncelik ilkesi
    Taşınır Rehnin Genel Olarka Şekli
    Taşınır rehinleri genel olarak eşyanın teslimi ile gerçekleşir. Ancak bu rehinler bazen teslime gerek
    kalmadan kurulabilmektedirler. Teslime gerek kalmadan kurulan bu rehinlerin ise eşyanın taşınır
    olmasına rağmen tescille yapılabildiğiyle de karşılaşılmaktadır.
    Teslimsiz ancak tescilli rehinler
     Hayvan rehni
     Ticari işletme rehni
     Gemi ipoteği
     Hava aracı ipoteği
    Teslimsiz ve tescilsiz rehinler
     Ziraat bankasının çiftçi malları üzerindeki rehin hakkı
     Tarım kredi kooperatiflerinin alacakları için sahip oldukları rehin hakkı
     Zirai donatım kurumunun rehin hakkı
     Kamu alacaklar için hazinenin sahip olduğu rehin hakkı

reklam 2

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*